13 Eylül 2014 Cumartesi

Oysa; Çocuğun Yüreğine Vedası Zordur…



Biz onlara “çocuk gelin” diyoruz, masum kılıyoruz her şeyi..

Dünyanın başka ülkelerinde “pedofili” diyorlar bu suçu işleyene..

Zorla çocuklukları ellerinden alınıp; baskıyla, tehditle, kaçırmayla, yıldırmayla, kandırmayla, özendirmeyle evlilik çarkının içine atılıyor ve çevrede buna sessiz kalıyor. Biz sessiz Kalıyoruz!

Oysa hepimiz biliyoruz, evlenme akdi ancak eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır ve (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de de belirtildiği gibi) “18 yaşın altındaki her birey çocuktur”.

Oysa hepimiz biliyoruz, zorla nişanlama ve zorla evlendirme kadar başlık parası, berdel ve çokeşlilik de yasaların ihlali anlamına gelir. Yasaların ihlalinden önce insanlığın ihlali anlamına gelir, biz bunları çok iyi biliyoruz.

Böylesine bir ihlalin “gelenekle” meşru kılınmasını yüreğimiz kabul etmeli mi?

Yaşadığımız coğrafyada, bu sorun tek merkezli bir konu değil ve hangi coğrafyada yaşanırsa yaşansın ağır bir “hak” ihlali..

Bu sorun, kız çocuklarının sağlıklı gelişimin önünde bir engel, kimi zaman da hayatlarıyla ödedikleri bir bedeldir… Yaşanmamış çocukluğun açtığı yara, çocukluğa ve arkadaşlığa duyduğu özlem, hayal kırıklıkları, çocuk yaşta anne olmanın getirdiği ağır yük ve böyle bir psikoloji içinde büyütülen çocuklar.. İşte başlı başına bir halk sağlığı sorunu..

Oysa hepimiz biliyoruz, 18 yaşın altında yapılan evlilikler yasal olmadığı için herhangi bir kaydı da yoktur. Dini törenle yapılır ve bazen buna bile gerek duymadan çift birlikte yaşamaya zorlanır ve yasal olarak kaydı bulunmayan evlilikler “yok” hükmündedir.

Yani biz çok iyi biliyoruz, yasaların ortadan kaldıramadığı sorunu çözmenin yolu; “insana” değer vermeyi öğrenmektir/öğretmektir, ruhsal gelişimini tamamladığında bir çocuğun başlı başına bir “gelecek” olabileceğini anlatmaktır, çocuğun bir “sermaye” olmadığını, eşsiz ve çok değerli olduğunu, hakları olduğunu, çocukluğunu yaşama hakkının nefes almak kadar doğal olduğunu anlatmaktır. Biz anlatmalıyız, hepimiz… belki de zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması için çalışmalıyız..

Oysa biz çok iyi biliyoruz, çocuk evlilikleri, aile içi şiddetin hem sebebi ve hem de sonucudur. Biz hiç duymadık mı, okumadık mı? İlk gece cinsel ilişkilerin bazen tecavüzle sonuçlandığını, bunun aylarca sürdüğünü, çocuk yaşta hamile kalan ve bunu hayatıyla ödeyen çocukları, ensest vakası sonucu tacizcisiyle evlendirilen kız çocuklarını, şiddet gibi yıkıcı muamelelere maruz kalan kadınların hak ve hukuk mücadelesinin mahalle baskısıyla engellendiğini ve bu sebeple çocuk evliliklerinin şiddeti meşrulaştırdığını biz çok iyi biliyoruz.

İnsan ticaretine, “süt hakkı”, “başlık parası” gibi adlar altında kadınların para karşılığı satılmak suretiyle evlendirilmesinin dahil olduğunu, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminin evlenme ve hamile kalmayla ağır zarara uğradığını, kız çocuğun evlendirileceği kişinin yaşlı ve hasta olan anne-babasının bakımını da üstlendiğini ve bir nevi hasta bakıcı olmak üzere evlendirildiğini de biliyoruz biz.

Ve biz çok iyi biliyoruz; çocuk gelin, aslında kendisine yüklenen sorumlulukların üstesinden gelmeye çalışan ve çoğu zaman da bunun altında ezilen “çocuk işçi”dir. Tacize uğramaktadır, yaşam hakkı elinden alınmaktadır, sömürülmektedir, ağır yaralar almaktadır.

Biz bunların hepsini çok iyi biliyoruz.

Ve biz susuyoruz, susarak onaylıyoruz. Ve çocuk hakları ihlalinin sürmesine izin veriyoruz, sebep oluyoruz. Biz susuyoruz, medyamız susuyor, yetkililer müdahil olamıyor ve yüzlerce çocuk, çocuk yüreğine veda etmek zorunda kalıyor.

Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz, çocuğun yüreğine vedası  zordur.


O zaman neden “mahalle baskısı”nı tersine çevirmiyoruz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder