1 Ekim 2013 Salı

Çünkü ; “Fenerbahçeli ’nin Fenerbahçe’sini Sevmesi, Dünyanın En Büyük Kıyametidir…” İslam Çupi’ nin Anısına

Ne tarihi biter ne de marşları Fenerbahçe’nin.. Çok kızarlar “Fenerbahçe Cumhuriyeti” dedik diye.. “Cumhuriyet içinde Cumhuriyet olmaz” derler ama biz yine de “Fenerbahçe Cumhuriyeti” deriz adına.. Taparcasına sevdiğimiz iki rengi vardır: Sarı ve Lacivert. Müzesinde her kupanın ayrı bir hikayesi vardır; her görkemli kupa ayrı bir tarih barındırır içinde.. İşte o yüzden “mazinde bir tarih yatar” deriz.. Gerçek ve görkemli bir tarih..
Kaybetmenin akıllardan geçmediği dönemler yaşanmıştır; 1967 senesi, beş kupanın birden alındığı Can Bartu’lar dönemi ve işte bu yüzden “bir şarkısın sen ömür boyu sürecek“ deriz ve sembol belleriz bu şarkıyı Fenerbahçe’mize..
Kadıköy, Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin toprağıdır; çünkü Kadıköy futbolun doğduğu yerdir. Türkiye’ye futbolu getiren İngiliz aileler, Kadıköy çayırlarında oynamıştır futbolu…  Fuat Hüsnü ve Reşad Danyal’ın 1901 de kurduğu “Black Stockings” (Siyah Çoraplılar) kulübü temeli olmuştur Fenerbahçe’nin ve işte bu yüzden “siyah çoraplılardan doğan bu sevda”yı hep daha da çok büyütürüz omuzlarımızda…
Bir duruştur Fenerbahçe; ilk renkleri sarı beyaz olan, kuşdili ve papazın çayırında mücadele etmiş ve hiçbir zaman ne isminden ne de kimliğinden ödün vermeden, bu mücadeleden vazgeçmemeye and içmiş bir duruş..
Savaş dönemleri boyunca moral olmuştur ülkesine Fenerbahçe, işgal kuvvetleri takımlarını defalarca yenmiş ve hiçbir takviye almadan yalnız kendi kadrosuyla “General Harrington” kupasını müzesine götürmüştür. Bedri Gürsoy’un bu kupa ile ilgili olarak; “Hem havan topuyla hem de futbol topuyla savaş kazanan ilk ülke biziz” demesine vesile olacaktır Fenerbahçe.. Lozan’larda Türk heyetinin umutlu bekleyişi olmuştur Fenerbahçe ve mutlu haber geldiğinde; İsmet İnönü; “Heyet olarak meserretle gözlerinizden öperim” diyecektir o günlerde kilometrelerce uzaklardan..
Kurtuluş savaşında, Irak ve Filistin cephelerinde sayısız sporcusunu şehit vermiş bir takımdır Fenerbahçe… İşte o yüzden “kalbimiz seninle çarpıyor” diyoruz. Ve aşkla, coşkuyla yaşatıyor ve bayrağını arşa daha da çok yükseltiyoruz. İşte tam da bu yüzden aşkla yaratılan bir markadır aslında Fenerbahçe..
Efsaneleri vardır Fenerbahçe’nin, fedakar sporcuları.. Galip Kulaksızoğul’ları, Zeki Rıza Sporel’leri, Lefter’leri, Can Bartu’ları, Cemil Turan’ları, Selçuk Yula’ları ve daha niceleri.. Arma sevdalısıdır efsaneleri de…
Bu aşka gönülden bağlı taraftarları vardır; her meslek dalından insanı tribünlerde omuz omuza birleştiren…  İşte tam da bu yüzden “Türkiye’dir Fenerbahçe”.. Aşkı; armasıdır, renkleridir, ruhudur, sadece başarı değildir bu aşkın sebebi, cebindeki son kuruşu maç biletine vermektir, o son kuruşu lisanslı ürünlerine harcamaktır, haksızlığa direnmek için kilometreleri aşıp gelmektir o aşka sebep…  Saraçoğlu mabedidir Fenerbahçeli’nin; çünkü stad yapılırken her bir tuğlayı stadına tek tek taşımıştır Fenerbahçeli; her bir tuğlasında emeği vardır.. İşte o yüzden “Kadıköy’den çıkış yok” deriz.. Biliriz ki, o emek ve alın teri stadın her köşesinde hissettirir rakibe kendini… İşte o yüzden 12 numaradır taraftar..
Ülkesine bağlıdır Fenerbahçeli.. Tüzüğü’nün 2.maddesi, “Fenerbahçelinin görevi, her şart altında milli müdafada ülkesini savunmaktır” der.. Ülkesine bağlı olduğu kadar takımına da bağlıdır Fenerbahçeli; işte o yüzden 46.000 çocuk ve kadın taraftar bir gün içinde tüm biletleri bitirmiş, dünyada bir ilke imza atarak stadını doldurmuş, Fenerbahçe’sine sahip çıkmıştır ele inat… Tarihte böyle bir gün yaşanmamıştır ve belki de hiçbir zaman yaşanmayacaktır. İşte o yüzden ilklerin takımıdır Fenerbahçe… Ve işte tam da bu yüzden “ Fenerbahçe’nin büyüklüğü ne kupa büyüklüğüdür ne de şampiyonluk. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz”
İşte tüm bu sebeplerle kendimi tanıtırken, saydığım özelliklere mutlaka Fenerbahçeli olduğumu eklerim. Bilirim ki; anlatamadığım ya da unuttuğum pek çok yanımı o iki kelimede özetleyiveririm her Fenerbahçeli gibi… “Ben Fenerbahçeli’ yim”…
“Ben Fenerbahçeli’ yim” dediğimde, ülkemin sevdalısı olduğumu da anlarlar; armam için mücadele edeceğimi de; 106 yıllık tarihe asla leke sürdürmeyeceğimi de… Ailem ve milletim kadar bu renklere aşık olduğumu da anlarlar, ne olursa olsun bu renklerden vazgeçmeyeceğimi de..

Ebru Özgen

2013- Eylül

"Bu yazı santralig.com da yayınlanmıştır"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder