3 Kasım 2010 Çarşamba

Hevidar (1)

Taksim'deki canlı bomba çok yaktı canımı.. Yıllar öncesine döndüm, her seferinde olduğu gibi.. Şu toprağımda yaşanan her terör olayında hep aynı sahneyi hatırlıyorum; sene 1996; Diyarbakır'da 2. Taktik Hava Kuvvetleri'nin pistinde bir dakika arayla inen kalkan skorsky'leri.. Yaralı askerleri getirmek için inen ve sonra tekrar havalanan helikopterler, üniforması kan gölüne dönmüş doktor... Nefesimi verdiğim o son ana kadar hiç gitmeyecek gözümden..

Oysa ne güzeldir Diyarbakır, ama adı geçtiğinde ilk aklıma gelen kare bu işte.. Çünkü; ben her şehit haberinde sadece o anları hatırlıyorum! Siz, orda görev yapan askerin, subayın geceleri hiç uyumadığını bilir misiniz? Çünkü, orda terör gece yaşanır, karanlıkta.. Karanlıkta kurulur pusu, geceye saklanırlar, gece vururlar, gece dökerler kanı.. İşte o yüzden de uyumaz güneydoğuda asker gece.. Hava aydınlanana kadar saatler gözlenir oralarda, her saat başı çalmayan telefon,o sessiz telefon bir olay olmadığının habercisidir aslında, derin bir oh çekilir işte o zamanlarda..Orda her akşam gariptir çünkü gerçekten sırtları gözler tüfek...

Dedim ya canlı bomba olayı çok etkiledi beni; vücudunu bin parçaya ayıran cana da yandım çünkü.. Sonra aklıma ölü ele geçirilmiş bir kadın teröristin sırt çantasından çıkan günlük geldi.. 1996 yılıydı o günlüğü okuduğumda, çok ağlayarak okuduğumu hatırlıyorum.. Günlüğü Türkçe yazmış; öyle de güzel yazmış ki ve öyle de güzel bir yazısı varmış ki.. 7 Kasımda başlamış günlüğünün ilk sayfasına, 7 Kasım 1995'te.."Kışa girmeden günlüğü yazmaya başladım, bugün 7 Kasım" diyor ilk sayfasında.. "Kaç gündür üstlenme hazırlıkları var, canımız çıktı desem yalan olmaz" diye devam ediyor. Okuduklarımdan anladığım dağın tepesindeler, sığınak yapıyorlar kendilerine ve aşağıya iniyorlar odun toplamak için ve sonra da onca yolu tırmanarak tekrar çıkıyorlar dağın tepesine; dedim ya çok perişan durumdalar.. "Manganın morali sıfır desem yalan olur, sıfırın altında eksi on..Bazı yaklaşımlar beni de canımdan bezdiriyor. Ve giden, bizi böyle zalimce terkeden arkadaşları daha çok aratıyor. Suya hasret biri gibi. Bu kışı nasıl atlatacağız bilmiyorum ama çok daha acı günlerimiz olacak bunu adım gibi biliyorum. İnsanlığa değer veren yol arkadaşları nerdesiniz. Keşke duyabilseydiniz" Günlüğün ilk sayfasına yazdığı bu notların ardından Tanrıya şükretmiş; bir mucize yaşadıklarını yazmış; çünkü onları takip eden mehmetçik etraflarını çevirmiş; diplerine kadar gelmişler.. Bilmem bilir misiniz, orada teröritler sığınakları çoğunlukla yerin altına kazar, içine girdikten sonra da üstlerini kapatırlar.. Bizim mehmetçiğimizin çoğunun bölgeyi çok iyi bilmediğini tahmin edersiniz heralde.. Ayrıca oralar dağlık ve ormanlık bölgeler, bölgeyi çok iyi bilen biri binlerce yıl saklanabilir orda.. Dolayısıyla mehmetçikler sığınaklarının üstünde yürümüş, ama daha sonra geri çekilmiş..İşte mucize dediği ve Tanrıya şükrettiği konu bu Hevidar'ın.. Adı Hevidar.. Hevidar "umutlu" demek, ama günlüğüne yazdıklarından anlaşılan o ki, hiç umutlu değil Hevidar.. Çantasında bomba olduğu için içinin rahat olduğunu yazmış Hevidar; aynen şöyle yazmış: "Bir çatışma olursa öleceğimi biliyorum, beni sevindiren tek şey bombanın olması, yoksa alçak düşmanın eline sağ salim geçmezdim" diyor..Alçak düşman!!! Biliyor musunuz; günlüğün herhangi bir sayfasını okurken bir an bile Hevidar'ı düşman olarak görmedim; göremem, görmeyeceğim de,asla.. Çünkü; biliyorum ya da tahmin ediyorum diyelim; biliyorum beyinlerinin nasıl yıkandığını, nasıl kullanıldıklarını ya da kandırıldıklarını... Cahiller, çaresizler, yokluktalar, yoksa bu ülkenin üniter yapısını bozmanın mümkün olmayacağını tahmin etmeleri gerekmez miydi..

7 Kasımda başladığı günlüğüne 28 Kasımda yazabilmiş tekrar... "Dün partinin kuruluş yıldönümüydü. Geçen yıl bu zamanları hep hatırlıyorum bizimle beraber yürüyen yoldaşları..En çok da Beriwan'ı anıyoruz." demiş. Sonra anladım ki Beriwan başka bir mangaya komuta etmek üzere ayrılmış aralarından, çok özlüyolarmış Beriwan'ı.. "Bugün ilk nöbet benimdi, hava çok güzeldi, arkadaşları yoldaşları düşündüm, eğer Beriwan gelirse oyna boynundan sarılmayı hayal ettim.Gelirse ona yazdığım günlüğü vereceğim, onu nasıl özlediğimi anlasın. Ona söyleyeceğim iki şey var, iki şeyi çok istiyroum; beni de kendi komutasına alsın ya da bir gün parti liderimi görmek nasip olsun bana. Bu hayallere öyle bir daldım ki bir saatin nasıl geçtiğini anlamadım hiç farkında olmadım."

3 Aralıkta tekrar tarih atmış günlüğüne; aslına bakarsanız günlük demek de pek doğru değil galiba, haftalık demek daha doğru, çünkü hergün yazılmamış deftere.. 3 Aralık diye tarih atmış ama bugün 10 Aralık diye devam etmiş.. "Bugün 10 Aralık. Halen alana kar yağmamış, eğitimlere o yüzden başlanmıyor. Gerçi bazen birkaç saatlik eğitimler oluyor." Eğitim dediği dergi okamakmış, dergi okuyup bi konu üzerine tartışıyorlarmış. Kışın gelmesini bekliyor Hevidar. Çünkü, bilirisiniz ya, kışın terör azalır, hava şartları geçit vermez pek kışın teröre.. İşte o malum kışı sığınaklarında geçirecekler, o eğitimlerde de dergi okuyup tartışacaklar..Yaptıkları bu eğitimler esnasında yapılan yorumlar birbirlerini kızdırıyor ve hiç çekinmeden birbirlerini tehdit ediyorlar. Yazılanlardan anlaşılan o.. "Böyle giderse bu yapının da tartışmanın da önü kesilir. Bu durumda bu kışı istenilen şekilde geçirmemiz biraz zor. Oysa bu yapı iyi eğitilse hepsi değil ama birçok arkadaş güçlü çıkabilirdi." Yazılarının bir yerinde telsiz haberleşmesinden bahsediyor Hevidar, çoktandır telsizi dinleyemiyoruz çünkü aküsü yok diyor ve hayal ediyor:" Beriwan arkadaşın sesini duysam, Irak Kürdistanı özgürleşti dese bana.. Tanrım o zaman ne mutlu olurum; Beriwan arkadaşın önerisiyle beni akademiye yollasalar, başkanı görsem heralde sevinçten ölürüm" diyor yazdıklarında.. O gün tam 25 kilo un taşımış ve sırt ağrılarından bahsetmiş yazdıklarında, tahmin edersiniz ki bir yandan da yerde taş üstünde yatıyorlar.. En azından ben öyle tahmin ediyorum... Sonra diyor ki, hergün şehit arkadaşlarını anıyorlarmış 3-4 saat.. ŞEHİT arkadaşlarını! İşte burda duruyor,düşünüyorum ve diyorum ki kendi kendime; haince yapılan saldırılar, kurulan pusular...O haince katledilişlerde bebekleri de hatırlıyorum çocukları da, bunlarda mı kavgaya dahil? Olmaz be arkadaş.. Sonrasında bu pusuyu kuran haince saldıran ölüyor sen bunun adına şehit diyorsun!!! diyemezsin,denmez, denemez, o olmaz işte... Sonra devam ediyor Hevidar, dört gözle ilkbaharı bekliyorlarmış, gelişmeleri.. 95 ten beri gelişen değişen birşey yok Hevidar, hala ölüyor ve öldürüyorsunuz, ama hala değişen birşey yok, olmayacak da.. yanıldım değişen birşey tabii ki var: şehitlerimizin sayısı; kaç bin askerimiz, sivil halkımdan kaç bin kişiyi daha öldürdünüz bilmiyorum daha geçenlerde masumca evinin balkonunda duran asker eşi Pınar'ı katlettiniz, daha yeni evlenmişti biliyor musun? Yani anlayacağın Hevidar sayılar değişiyor sadece...
Dört buçuk yıldır saflardaymış Hevidar, öyle yazmış.. 95 yılından pek hoşlanmamış çünkü çok acılar yaşamış o yılda.. Bir dahaki yıla sağ kalır mıyım bilmiyorum diyor Hevidar.. Ocak ayına girdiklerini ama hala kar yağmadığını söylüyor. Kar yağsa iyi olacak diyor çok üşüdüğünü hatta donduğunu söylüyor.. Okurken onunla birlikte ben de donuyorum; çok üşüyorum... 31 Aralık 1995 tarihinde yazdıklarında; "95 bizden çok şey aldı götürdü bakalım 96 bize ne getirecek" diyor ve nöbete gidiyor.. 96 size birşey getirmiyor Hevidar, hele sana hiçbirşey getirmiyor ama seni alıp götürüyor...






(Not: Hevidar'ın aşkı da var biliyor musunuz; sonra onu da anlatacağım sizlere..)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder