18 Kasım 2010 Perşembe

SINIRSIZ BİR GÜÇ: KUANTUM İLETİŞİM

Belki de yeni bir bakış açısı ya da farklı bir perspektiften hayata bakmanın zamanı gelmiştir. Ya da en azından bu konu üzerinde düşünmenin ya da onu tartışmaya açmanın… Kuantum Düşünce ve onun hayatımıza getireceği kazanımlar. Üzerinde konuşmaya, düşünmeye ve inananlar için çalışmaya değer. Belki de bir sorun üzerinde düşünmekte fayda var: Hayatlarının en büyük amacına ulaştığını düşünürsek kişiler arasında iletişim açısından herhangi bir sorun kalır mı? İnsanın kendi gerçek benliğiyle tanışması olarak da yorumlanan kuantum düşünce yolculuğuna çıkmakta fayda vardır.

Hayatı yüzde yüz bilerek, isteyerek ve seçerek yaşamak mümkün mü? Burada önemli olan egosal olarak istemek değil egodan arınarak istemenin önemli olduğu söyleniyor. Eğer bu başarılabilirse hayatta her şeye ulaşmak da mümkün gözüküyor. O halde hayatımızı yöneten egodan sıyrılmakta yukarda bahsettiğimiz gibi kişisel gerçekliğimizle tanışmayı başarmaktan geçiyor.
Kuantum düşünce kuantum fiziğinin mantığını anlamaktan geçiyor. Ve Kuantum Fiziğini anlamak için de; Planck, Einstein, Bohr, De Broglie, Heisenberg, Schrödinger gibi bilim adamlarını ve teorilerini anlamak lazım. Kim bilir belki de gerçek Bohr’un dediği gibi; “kuantum fiziğini okuyan, eğer başının döndüğünü hissetmiyorsa onu anlamıyor demektir”.

Her şeye karşın Einstein'in şu düşüncesini de paylaşmak ona karşı bir şükran borcu olacaktır.

" İnsanın kendisi, doğasından gelen sınırlamalar ve yetersizlikleri olan kimliğinden özgür hissettiği anlar vardır. Böyle anlarda, küçük bir gezegenin bir noktasında, ebedi, anlaşılmaz olanın soğuk ama derinden etkileyici güzelliğine, hayretler içinde bakarak durduğunu hayal eder; yaşam ve ölüm içine akar ve ne evrim ne de kader yoktur, yalnızca var olmak vardır."(http://www.donusumkonagi.net/makale.asp?id=5826&baslik=kuantum_fizigine_felsefi_bir_bakis&i=kuantum).

Birinci Aydınlanma Çağı’na hakim olan “atomistik” kâinat/dünya görüşü, “bütün’ün anlaşılabilmesi için parçalara bölünmesi ve parçaların arasındaki ilişkinin saptanması gerektiği” şeklindeydi. İkinci Aydınlanma Çağı’nın “bütüncü” kâinat/dünya görüşü ise, “bütün’ün parçalarının toplamından daha büyük” olduğu savından yola çıkıyor ve oluşumların ya da sistemlerin doğasını anlamak için tümüne bakılması gerektiğini söylüyor. Bütüncü düşüncenin desteklerinden birisi, kuantum mekaniğinin “Potinbağ Teoremi.” Potinbağ Teoremi, ne kadar bölünürse bölünsün, maddenin temel olarak nitelendirebileceğimiz bir parçasının olmadığını, hiçbir parçanın diğerlerinden daha vazgeçilmez olmadığını, “bütün”ün birbirleriyle örülü olayların devingen ağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Potinbağ Teoremi’nin toplumsal yaşamdaki telmihi, “üstün ırk”, “üstün ulus” vb. kavramlarının yüceltilme nedenlerinin bilimsel değil, “politik” olmaları. Ve tabii, “en zeki”, “en çalışkan” vb. gibi kavramların da öyle. Bu çerçevede, toplumsal örgütlenmenin “üstünler”in dorukta yer aldığı piramitler, koniler yerine herkesin merkezden eşit mesafede durduğu daireler ve küreler olması gereği konuşuluyor. Potinbağ Teoremi doğrultusunda “madde”yi, yeryüzündeki yaşamın bütünü olarak yorumlamamız halinde, sadece insan ırklarının değil, milletlerin değil, tüm canlı türlerinin birbirlerinin yaşamlarıyla örülü birlikteliklerini gözetmek durumundayız. Hiçbir ulusun yaşam biçiminin diğerininkinden daha temel, dolayısıyla daha vazgeçilmez, dolayısıyla daha “üstün” olmadığını teslim etmek durumundayız(http://onarimcilar.blogcu.com/kuantum-fizigine-karsi-yeni-dunya-duzeni_9254401.html).


Kuantum Düşüncenin üst nitelikli bir düşünce biçimi olduğu söylenmektedir. Bu düşünce biçimi özel bir bilinç düzeyini gerekli kılmaktadır. Doğal olarak bu bilinç düzeyine girmeyi başarabilen bireylerin yaşam kaliteleri artmakta, ortak zeka alanında işlem yaparak “bütün” ün gücüne ulaşabilmektedirler. Bu da korku, kaygı, öfke ve suçluluk duygusu gibi; bireyin yaşamını engelleyen ve onu stresle buluşturan, enerjisini azaltan duygular tarafından yönetilmesini engelleyecektir. Bu durum daha sağlıklı bir yaşamı sunacaktır. Ve bu tür bir iletişim, derin ve uzlaşmacı bir ortam sunacaktır. Bu derin ve uzlaşmacı ortam önce bireyin kendi içinde başlayacak ve zamanla çevresiyle olan iletişimine yansıyacaktır.

Kuantum düşüncenin kuantum fiziğiyle bir bağlantısı var mı sorusuna cevap: Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir. Daha da ötesi bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parçanın birbirinden bağımsız, kopuk şeyler olmadığı çıkar meydana. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç ile dış, burası ve ötesi arasındaki ayırımlar kalkar. Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın adıdır(http://www.sufizmveinsan.com/fizik/kuantumdusuncetekniginedir.html).

Kuantum düşünce ile sıradan düşünce biçimi arasındaki farkı bu konuda yoğun olarak çalışan R. Şanal Günseli şöyle açıklıyor: Sıradan düşünce, düşük frekanslı düşüncedir. Korku vehim ve güvenlik ihtiyacından kaynaklanır. İnsanın kendi kontrolünde olmayan, gelişigüzel, otomatik ve yararsız düşüncelerdir. İnsanın doğumundan başlayarak çevreden aldığı mesajları, oluşan sahte bir benliğin otomatik refleksleri biçiminde cereyan eder. Kişi bu durumda seyirci gibi davranır. Sanki kendi kafasının içinde kendi kontrolü dışında düşünen bir başkası var. Bu yüzden kişi pasif durumdadır. Ne istediğinden çok, ne istemediğine odaklanır. Sorumluluğu yüklenmekten çok, hep bir başka şeyi suçlamaya yöneliktir. Oysa kuantum düşünce tekniğinde kişi, yaşadığı olaylar ile düşünceleri arasındaki bire bir ilişkiyi fark eder; şu anda yaşadığı her şeyin geçmiş inanç ve kabullenişlerinin sonucu olduğunu bilir. Kişilere ve olaylara takılıp kalmaz. Sebep aramaz, şikayet etmez. "keşke" demez. Sadece geçmişi arındırıp geleceği yaratmakla ilgilenir. Kuantum düşünce, insanın sakin bir uyanıklık durumundayken ürettiği yaratıcı düşüncelerdir(İndigo Dergisi:Sayı:45:Haziran 2009).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder