23 Mayıs 2010 Pazar

Hazin Bir Geri Dönüş Hikayesi

19 mayısı fırsat bildim, aldım oğlumu da yanıma, düştüm izmir'iğn yollarına.. Hava da ne güzeldi, İzmir'e gittikten sonra oracıkta karar verip gideriz istediğimiz sahil şeridine dedim kendi kendime.. İzmir'de ablamla ve yeğenlerimle buluştuktan sonra aldık soluğu Çeşme'de.. Kutladık bayramı gönlümüzce, Pırıl Hotel'de kaldık, bu arada oteli kesinlikle tavsiye ederim, Spasından pek bir faydalandık, rejimi bozduk, kendimizi yemeğe de verdik.. E böyle kaçamaklarda normaldir!!! Güzelce dinlenip aslında güzelce koşuşturup iyice yorulduktan sonra cumartesi dönmeye karar verdim İstanbul'a, pazar günü dinlenmeli pazartesi güne zinde başlamalıydık..

Cumartesi 14.15 de Pegasus havayollarından rezarvasyonumu yaptırmıştım. Alanda alacaktım biletimi. Uçuş saatinden bir saat önce alandaydık, oğlumla.. Check in sırası bize geldiğinde rezarvasyon numaramı ve nüfus cüzdanımı uzattım, işte o an yıldırım düştü sanki üzerime, 10 yaşındaki oğlumun nüfus cüzdanı babasında kalmıştı.. "Asla alamayız" dediler..." hemen fax çektireyim" dedim, "olmaz" dediler.
"Ama bakın oğlumun TC Kimlik numarasını vereyim, kayda girdiğinizde anne adı çıkacak karşınıza, nüfus cüzdanım yanımda olduğuna göre kanıtlayabilirim size annesi olduğumu" dedim, "tamam sizin Kaan Berke adında çocuğunuz olabilir ama biz nerden bilelim bu çocuğun Kaan Berke olduğunu" dediler. "İyi de nüfus cüzdanı yanında olsaydı da bilemezdiniz, çünkü oğlum 10 yaşında ve nüfus cüzdanında resmi yok" dedim.. Buna hiçbir mantıklı açıklama yapamadılar. "Uçağa bindirin, polis nezaretinde ineyim, Sabiha Gökçen'e babası nüfus kağıdını getirsin" dedim. "Hayır binemezsiniz uçağa" dediler, dedilerrr, dedillerrr... Uzunca bir konuşmadan sonra anladım ki almayacaklardı uçağa, sessizce ve kendime fazlasıyla kızarak oturduk bir koltuğa, Kaan; "üzülme annecim, senin suçun değil" dediyse de kendime bu düşüncesizlikten dolayı Pegasus a da yurt içinde uçmama rağmen bana bu kadar zorluk çıkarttıkları için çok kızdım.. Sonra biletimi erteletmek ya da açığa almak üzere bilet satış noktasına gittim, bana biletimin yandığını, hiçbir şekilde erteleme ya da açığa alma işlemi yapamayacaklarını söylediler.. Bu kadar koşuşturmam alandaki bir polis memururnun dikkatini çekmişti, yanıma gelerek problemin ne olduğunu sordu, ben de durumu anlattım. "Neden daha önce yanımıza gelmediniz hanfendi1 dedi polis memuru. " Biz hallederdik, Pegasus bunu hep yapıyor, THY ya da Atlas jet bu konuda daha anlayışlı, sonuçta sizin nüfus cüzdanınız yanınızdaymış; Gbt ye bkar hallederdik".. İşte bu noktadan sonra çıldırdım, çünkü o kadar konuşma ve koşuşturma sırasında vakit çabucak geçmiş, tüm yolcular uçağa alınmış ve kapılar da kapanmıştı... 200 lira daha fazla kazanmak için müşteri kaybetmeyi göze almış olduklarını hiç düşünmek istemiyorum, müşteri memnuniyeti adına herhangi bir çaba göstermemeleri aksine son derece iletişimden ve empatiden uzak yaklaşımlarına hiç anlam veremiyorum.. Bir iletişim fakültesinde çalışan öğretim üyesi olarak derslerim de bu konuyu her fırsatta öğrencilerimle tartışarak nedenini bulmaya çalışmak en doğal hakkım sanırım..

Sonra ne mi yaptım???

Bütün uçaklar doludu, en yakın uçuş için çok uzun beklemem yapmam ve o durumda bile Atatürk Havaalanına inmem gerekiyordu. Oysa ben sabiha Gökçen'e inmeliydim. Otogara giderek otobüsle döndük,tabii her zaman kullandığım otobüs firmasında yer bulamadığım için başka bir firmayı tercih etmek zorunda kaldım, çok uzun ve çok yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul'a vardık...

O an şunu düşündüğümü hatırlıyorum: "İzmir'in bile İstanbul'a dönüşü güzel"...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder