12 Mayıs 2010 Çarşamba

Halkla İlişkiler Yükselen Yıldız mı Olacak?

Sözün Özgürlüğünden Kalemin Köleliğine


Sokrates, tanrı kral Thamous-Ammon’un Thot’a yaptığı ciddi uyarıları aktarıyor; “Sen yazının babası, ona gönüllü olarak vakıf olduğunun tersi bir başarıyı atfediyorsun; zira o hafızayı yok saydırarak ruhlarda unutuşa yol açacaktır: Yazıya güvenecekleri için insanlar anılarını içlerinden, kendilerinin derinliklerinden değil de dışarıdan, yabancı harflerle uyandırmaya çalışacaklar. Sen anıyı saklamanın değil yenilemenin yolunu bulmuşsun ve sen öğrencilerine bilimi değil, bilime sahip oldukları kanısını kazandıracaksın; zira, anlamadan çok şey okuduklarında, kendilerini çok bilge sanacaklar ve çoğu zaman ancak rahatsız davranışlara sahip cahiller olacaklar; çünkü bilge olmadıkları halde kendilerini öyle sanacaklar”. Böylece Platon –ki ustası Sokrates hiçbirşey yazmamış ve ona sadece sözlü bir eğitim vermiştir- sözlü iletişimin yazılı iletişime olan üstünlüğü fikrine- en azından kendi değer yargılarıyla- sadık kalmıştır(Huismann:2000:21).

“Alman ideolojisi” adlı eserinde Marx, Marshall McLuhan’ın katılacağı şu söze yer veriyordu: “birey kendini nasıl ifade ediyorsa öyledir.” Hatta kitabının sonunda Marx, Marshall McLuhan’ın “Understanding Media” adlı eserinde de rahatlıkla yer bulabilecek dikkate değer bir paragrafa yer veriyordu:”Eğer barut ve tüfek icad edilmiş olsaydı, Achilles (Truva Savaşlarına katılan bir Yunan savaşçısı. Truva Prensi Paris’in attığı bir okla, yaralanabileceği tek yer olan topuğundan vurularak öldürülmüştür) mümkün olabilecek miydi? Ve eğer matbaa var olsaydı, İlliad’ın olması mümkün müydü? Matbaanın ortaya çıkışıyla sözlü kültürün kesintiye uğraması kaçınılmaz değil mi?”(Postman:2006:33-34).

Yazılı iletişim, dilin onun aracı olmasının yanı sıra, düşüncenin ona indirgenmeyişi ve Platon’un da hayranlık uyandıracak şekilde anladığı gibi düşüncenin anı üretmeyen, fakat anıyı sabitlemek ve saklamakla yetinen bu yazılı dile indirgenemeyişi ile karakterize edilir. İlk bakışta yazı esas olarak düşünceyi sabitleme, uzaktan ve zaman boyunca iletişim kurma ve nihayet belirli bir anda ifade edileni saklama tekniğidir(Huismann:2000:25).

Innis’in görüşüne göre, sözlü kültür dönemi, yazılı kültür döneminden farklı bir toplumsal ve kültürel öğrenmeye aracı olduğu gibi, görsel/elektronik kültür dönemi de sonunda yazının sonunu getirmiştir. Çünkü, her şeyden önce, elektronik kültür, zamanla teknoloji tarafından büyük “bilgi tekelleri” şeklinde boy göstererek bilgiyi dağıtmakla, beraberinde yeni siyasal bir erki de yapılandırmıştır. Bir başka deyişle, Innis’e göre “teknoloji tarafından belirlenen ‘bilgi tekelleri’, siyasal erkin toplumsal gruplar arasındaki bölüşümünü yönetir.”(Köse:2007:55).
Medya bireylerin bilgi, kanaat, tutum, duygu ve davranışları üzerinde büyük oranda bir etkileme gücüne sahiptir. Yalnızca bireyler değil, onların yanı sıra toplumsal gruplar, organizasyonlar, toplumsal kurumlar, kısacası bütün toplum ve kültür medyanın gücünün etkileme alanının sınırları içindedir. Klapper, medyanın toplumu değiştirme doğrultusundaki etkilerini 3 ana kategori içinde toplar (Barrett & Braham, 1995: 84):
1. Değiştirip dönüştürme,
2. Önemsiz değişiklikler yapma,
3. Kuvvetlendirme.

Sözlü kültürden yazılı kültüre, yazılı kültürden elektronik kültüre doğru zaman içindeki geçiş; elbette medyanın kullanım biçimlerini de değiştirmiştir ve giderek değiştirmektedir. İnternetin kullanımı klasik medya araçlarını zaman içinde tamamen yok edecek midir? Her ne kadar tartışmaya açık bir konu olsa da bir zaman sonra klasik medya (burada geleneksel medya kavramı yerine klasik medya tanımının kullanılması, zaman içerisinde yok olacağını düşündürtmek açısından özellikle kullanılmaktadır) yerini tamamıyla yeni medyaya bırakacak gibi gözüküyor. Bu durumda beraberinde pek çok soruyu getiriyor. Örneğin, ilk akla gelen soru reklam bitecek mi? Ve bu durumda halkla ilişkiler yükselen yıldız mı olacak?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder